Eylül 22, 2021

Mersin'in Gazetesi

3 Ocak Mersin

Baha Sadık Akıner’in Kaleminden;” Bu Gün Pazar”

4 min read

Bu bir “Pazar Edebiyat” yazısıdır dostlar.

İlgilileri tarafından okuna…

Yüreği Sevgi dolu insanlarda;

Hasret, olabildiğince ağırdır dostlar…

O’nu görmek ister,

Özlediğini;

Yüreğine dokunmak,

Sevgi’sini göstermek,

Gözlerinde boğulmak…

Buyurun size;

Nâzım’ın son, Moskova yılları…

*****

Nâzım ile Memed’in arasına kilometreler girmişti.

Çok özlüyordu Nâzım, biricik oğlunu…

Özlüyordu da!.

Vera’nın ilk evliliğinden olan kızı,

 Anyuta vardı yanında…

Onun Sevgi’sini ve güvenini kazanmak;

Öz çocuğuyla arasına giren,

Mesafelerin azalmasına,

Vesile olacaktı bir anlamda…

Küçük bir çocuğun kalbine girebilmek için;

Minik minik hırsızlık yapabilecek,

Bir koca yürek…

Evet; hırsızlık, yanlış duymadınız!…

İşte size bilinmeyen bir yönüyle Nâzım Hikmet…

*****

Vera anlatıyor:

“Yurtdışında uzun süre kaldığımızda;

Annemin ve Anyuta’nın hediyelerini,

Nâzım seçerdi…

Sevgi,

Sevgi’ni gösterme,

Hediye,

İlgi,

Tam da Nâzım’ın konularıydı bunlar…

Bu konularda sınır tanımazdı.

İsteyip de giremeyeceği kâlp yoktu…

Bilirdim;

Beni sevdiği için,

Anyuta’yı da çok severdi…

ki, gerçek Sevgi budur!.

Her şeye rağmen;

İbadet eder gibi,

Beklentisiz ve her şeyiyle…

Anyuta için özel bir şey yapmak istiyordu…

Öyle ki;

Anyuta,

Nãzım amcasının O’nu unutmadığını anlasın…

Şöyle diyordu: 

‘O’na bir bluz ya da pabuç alabileceğimi biliyor.

Hayır, iş bunda değil…’

Ve bir gün buldu ne yapması gerektiğini…

Bir yolculuktan Moskova’ya döndüğünde,

Anyuta’yı yanına çağırdı

ve şöyle dedi bir komplocunun ses tonuyla:

‘Al Anyuta!.

Sakın kimseye söyleme.

Yoksa ikimiz içinde çok ayıp olur!.

Bütün bunları senin için aşırdım…’

Ve kızın kucağına;

Yabancı uçaklarda yolculara verilen,

Renk renk yuvarlak balonlar,

“Karavella” tuvaletinden bir şişe kolonya

ve daha bir sürü ıvır zıvır doldurdu…

Şimdi ikisini birbirine bağlayan,

Gizli bir sır vardı aralarında…

Nâzım, bir kâlbe daha girmişti…

Anyuta;

Sorgulamadaki bir partizan gibi saklıyordu,

Nâzım amcasının gizini…

O andan sonra Anyuta için hırsızlık yapmak,

Nâzım için bir tutku oldu…

Bir gün,

Paris’te bir İtalyan “Karavella” uçağına bindik

ve Nâzım hemen ‘çalışmaya’ koyuldu…

Hostes şekerleme tepsisiyle gelir gelmez;

Nâzım bir avuç aldı,

Sonra biraz duraksayıp,

Bir avuç daha aldı…

Hostes; yardımcısı erkek görevliye,

“Ne kadar açgözlü bu bay” dedi…

Nâzım anlamıştı…

“Açgözlü değilim” dedi ve dürüstçe;

Moskova’da küçük bir kızı olduğunu

ve eğer ganimetsiz dönerse,

Kendisini unutmuş olduğunu düşüneceğini açıkladı…

Genç kız büyük bir ciddiyetle dinledi Nâzım’ı…

Ve beş dakika sonra;

Görkemli bir tavırla,

“Al-İtalia” firmasınca pek güzel paketlenmiş,

Bir kilo akide şekerini,

Bir ödül gibi getirip sundu O’na…

Nâzım itiraz etti:

‘Alamam bunu!.

Mesele bu değil!.

Anlıyor musunuz, bu değil mesele!.

Dürüst olmam gerek!.

İşin püf noktası burada,

O’nun için hırsızlık yapmam da, anlıyor musunuz?’

Kız güldü…

‘Böyle tuhaf bir bayla karşılaşmadım hiç!’

Ve bir komplocu gibi,

Bazı yararlı öğütler fısıldadı O’na…

Uçaklarında neyin nereden aşırılabileceğini söyledi…

‘Teşekkür ederim,

Teşekkür ederim cancağızım’

diye şakalaştı Nâzım…

‘Çevreyi iyice kolaçan edemedim daha.

Birazdan keşfe çıkarım…’

Sonra dergileri karıştırmaya başladı…

Bunların arasında;

Daha çok reklamlardan oluşan,

Kalın bir “Air France” dergisi de vardı…

Ve birden:

‘Vera, bak şuna’ diye seslendi heyecanla.

‘Olacak şey değil!.

Benim şiirim!.

“Deniz” üstüne olan.

Sayfayı Abidin düzenlemiş!…”

Yine kibar bir tonla:

‘Cancağızım…’ diye seslendi hostese.

‘Burada şiirim var benim.

Bu dergiyi bana hediye edebilir misiniz?’

– Bizim dergimizde ancak ünlüler yayımlanır.

Demek siz……….

Gidip hemen kaptan pilota sorayım…

Ve elindeki dergiyle koşup gitti…

Kaptan pilot,

Pilot mahallinden seslendi Nâzım’a

ve tüm yolculara:

“Aramızda ünlü Türk şair,

Nâzım Hikmet var sayın yolcularımız…

Hoş geldiniz, Nâzım Hikmet…

Şeref verdiniz…’

Ardından yanımıza geldi…

Dergiyi;

Görkemli bir tavırla Nâzım’a uzatarak,

“Dümen başında” olduğu için,

Bu olayı İtalyan usulü,

Gerektiğince kutlayamamaktan ötürü,

Üzüntüsünü belirtti…

Gün; yine, yeniden,

Her Pazar olduğu gibi Nâzım dostlar…

Bugün, Pazar.

Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar…

Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün;

Bu kadar benden uzak,

Bu kadar mavi,

Bu kadar geniş olduğuna şaşarak,

Kımıldamadan durdum…

Sonra saygıyla toprağa oturdum,

Dayadım sırtımı duvara…

Bu anda ne düşmek dalgalara;

Bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım…

Toprak, güneş ve ben.

Bahtiyarım…

Gün aydın kıymetli dostlarım,

Pazar’ınız güzel ola…

Sevgi ve Umut’la…’

2 thoughts on “Baha Sadık Akıner’in Kaleminden;” Bu Gün Pazar”

  1. Daha önce okuduğum bu muhteşem yazını, tekrar tekrar okudum, güçlü kalemini kutluyorum Baha’cığım, ayrıca her zaman saygıyla andığımız büyük ustanın ruhu şad olsun, sevgilerimle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir