Ekim 20, 2021

Mersin'in Gazetesi

3 Ocak Mersin Gazetesi

Baha Sadık Akıner

3 min read

“Her gün;

Güne, bir Sait Faik hikâyesiyle başlıyorum!.

İyi geliyor!…”diyor Ataol BEHRAMOĞLU…

Ben de,

Usta kadar olmasa da…

Bu bir;

“Salı Sallanmaz”,

Edebiyat yazısıdır dostlar…

Bu bir;

Sait Faik’in yazdığı değil,

Bizzat oynadığı hikâyesinin yazısıdır…

Görselimiz tektir.

Sait Faik’in pasaportunun

ve yurtdışı başvuru işlemlerinin görselidir…


İlgilileri tarafından okuna…

**********

Paris’e gitmek için pasaport alacaktı…

Emniyette formu dolduran görevli,

Sait Faik’e mesleğini sordu…

‘Muharrir’im’ dedi Sait Faik…

Görevli,

İnanmaz bir edâyla süzdü…

“İspat ediniz beyefendi!”… 

Şaşırdı Sait Faik…


Çünkü tanınmış bir Yazardı…

Fakat görevli kendisini tanımıyor,

Ne iş yaptığını bilmiyordu…

-Benim hikâye kitaplarım var,

 Onları getirip göstereyim…

-Bana kitap değil;

Yazar olduğunuzu ispatlayan,

Resmi bir kâğıt lazım, dedi…

-Çattık, dedi içinden…

Atladı!.

Hem Yazar,

Hem Muhabir olarak çalıştığı gazeteye gitti…

Durumu anlattı…

Gazetedeki memurlar,

 Resmi bir kağıt veremeyeceklerini söyledi…

Pasaport idaresinin gazeteyi aramasını;

Arayan görevliye sözlü olarak,

 “Evet burada çalışıyor” diye bilgi verebileceklerini açıkladılar…

Yazar olduğunu ispatlayamıyordu Sait Faik…

 Üyesi olduğu bir Edebiyat Derneğini hatırladı…

Oradan,

Yazar olduğuna dair bir belge alabilirdi…
Gitti…

Dernektekiler:

“Taksitlerinizi aksatmışsınız!.

Derneğe olan 25 lira borcunuzu öderseniz,

 Sizi tekrar üye yaparız…” dediler…

Adamın yanında para da yoktu… 

Apartopar,

Burgazada’ya gitti…

 

Her zamanki gibi,

Annesinden aldı parayı…
Hemen derneğe koştu…

5 lirayı ödedi…
-Bana, 

Yazar olduğuma dair belgeyi veriniz artık…

-Bizim öyle bir yetkimiz yok.

Üyesiniz ama ‘Yazar’dır’ diye belge veremeyiz…

Sinirleri bozuldu adamın…
Pasaport dairesine gitti tekrar…

Görevliye;

Yazar olduğunu ispat edecek,

Bir belge bulamadığını söyledi…

Görevli,

Yazarın pasaporttaki meslek hânesine;

Türkçe olarak “Yok”,

 Fransızca olarak da “Sans”

yani ‘işsiz’ yazdı…

Bu “işsiz” damgası çok dokundu Sait Faik’e… 

16 Mayıs 1950’de,

 Yeditepe Gazetesi’ne içini şöyle döktü:

“Eskiden utanır, kekeler;

Kendimin de pek şüpheli bulduğum bir,

Kısık sesle “Muharrir’im” derdim… 

Ne enayiymişim…
Ben halis muhlis,

 “Yazıcı” imişim yahu…” 

Kendine o gün ‘Yazar’ demeyi bırakıp, 

‘Yazıcı’ demeye başladı Sait Faik…

**********

Bu bir;

Türk öykücülüğünün tahtsız prensi,

Kökü kendisinde olan,

Sıra dışı ‘Yazıcı’nın,

Sait Faik’in bizzat yaşadığı hikâyesidir…

Bu bir;

Gündelik yaşamımızda, 

Varlıklarını bile hissetmediğimiz insanların,

Sıradan yaşamlarını;

“Tutunamayanları”,

Bir köşeye itilmişleri,
Sokak serserilerini,
Hayat kadınlarını,
Balıkçıları öyküleyen;

Türk öykücülüğüne;

“Küçük İnsan” kavramını kazandıran,

‘Yazıcı’ Yazar,

Sait Faik’in hikâyesidir…

Şöhreti, 

Yazarlık seçkinciliğini reddetmiş;


Sanki içlerinde,

 Birlikte yaşamaktan,

Zevk duyduğu bu insanlarla;
Eşitlenmek için sıradan,

 Sade bir anlatımı yeğleyen ‘Yazıcı’ Yazar!…
1953’te,

 Dünyaca ünlü Mark TWAIN Derneği’ne,

 Edebiyata katkılarından ötürü,

‘Şeref Üyesi’ olarak seçilen ‘Yazıcı’ Yazar?…

‘Yazıcı’lığına bir şey diyemem

 ama

İyi yazar hani!…

Ve biz halâ okuruz yazdıklarını!

Kimi zaman sabah çayıyla,

Kimi zaman kahve eşliğinde,

ikindi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir