Devletler göçmenleri yasal çerçevelerle korumalı

2000’li yıllardan itibaren dünyanın farklı bölgelerinde göçmenlerin sosyoekonomik ve güvenlik tehdidi oluşturduklarına dair tutum ve algının arttığını belirten uzmanlar, özellikle Avrupa’daki aşırı sağ partilerin sosyal medyayı da kullanarak dışlayıcı söylemleri ile kutuplaşmaya yol açtıklarını ifade ediyor. Müslümanlar, Ortadoğu veya Afrika’dan gelenlerin terörist veya radikal unsur yaftasıyla kolayca damgalandıklarına dikkat çeken Sosyolog Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, aynı durumun haklarında “beyaz, Hristiyan, bizden” gibi tanımlamalar kullanılan Ukraynalı göçmenler için geçerli olmadığını dile getiriyor. Süleymanlı, “Devletlerin göçmenleri yasal çerçevelerle koruması, eğitim müfredatlarına çok kültürlülük derslerinin eklenmesi, sağlıklı uyum süreci için göçmenler ve yerel halkın katılacağı programların düzenlenmesi gerekiyor.” dedi. 

Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, göçmenlerin karşılaştıkları olumsuz durumlara değindi ve göçmenlerle ilgili toplumsal yargıları pozitife dönüştürmeye yönelik devletlerin sorumlulukları hakkında değerlendirmelerini paylaştı.

“Göçmenler tehdit olarak görülüyor”

Özellikle 2000’li yıllardan başlayarak dünyanın farklı bölgelerinde göçmenlerin bulundukları ülkeler için sosyoekonomik tehdit oluşturduklarına dair tutum ve algının arttığını belirten Prof. Dr. Ebulfez Suleymanlı, “Bu durumun ortaya çıkmasında birçok etkenin söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Günümüzde mülteciler, sığınmacılar ve genel olarak göçmen karşıtı tutumlar en çok ekonomik nedenler üzerinden dile getiriliyor. Bu durum özellikle göçmen sayısının görece fazla olduğu ülkelerde ekonominin kötüye gitmesi ile birlikte daha belirgin hale geliyor. Salgın sonrası dönemdeki ekonomik sıkıntıların bu sorunu daha farklı bir boyuta taşıdığını söylemek mümkün. Ekonominin kötüye gidişinden olumsuz etkilenenler göçmenleri refahlarını ellerinden almak ile suçluyorlar.” dedi.

“Müslümanlar terörist olarak damgalanıyor”

Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, göçmenlerin ülkeler tarafından güvenlik tehdidi olarak da gösterildiğine dikkat çekerek sözlerine şöyle devam etti:

“Özellikle Avrupa’da nüfusun önemli bir kısmını oluşturan göçmenlerin dini ve kültürel yaşantılarından dolayı Avrupa’nın kültürel birliğini parçaladıkları, Avrupa toplumuna uyum sağlayamadıkları, dolayısıyla sosyal güvensizliğin ve sosyal huzursuzluğun sorumluları oldukları sıkça dile getiriliyor. Ayrıca Avrupa’da yükselen aşırı sağ partilerin göçmenlerin kamu güvenliği ve ulusal güvenlik açısından sorun oluşturduğu tarzında dışlayıcı söylemleri bu sorunu daha da körükleyerek kutuplaşmaya neden oluyor. Güvenlik tehdidi ve İslam karşıtlığı üzerinden kurulan ırkçı bir yaklaşım da söz konusu. Müslümanlar, Ortadoğu veya Afrika’dan gelenler terörist veya radikal unsur yaftasıyla kolayca damgalanıyorlar. Buna karşılık Ukraynalı göçmenler için beyaz, Hristiyan, bizden gibi tanımlamaların kullanılması ise göçmenler arasında bir tür ırksallaştırılmış hiyerarşiye neden olurken, Ukrayna’da yaşanan dramın üzerine de gölge çekmiş oldu.”

Çok kültürcülük projeleri askıya alındı

Göçmenlerin uyumuna yönelik uygulanan strateji modellerinde değişikliğe gidilmesinin de bu süreçte etkili olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Uzunca bir dönem özellikle Batıda uygulanan göçmenlerle de uyumlu yaşamı içine alan çok kültürcülük projeleri bugün tehlikeli görülmeye başlanıp askıya alınırken ne yazık ki yerini ayrımcılığı körükleyecek eğilimlere bırakıyor. Yani Avrupa’da çok kültürlülüğün özellikle aşırı sağ tarafından tekrar sorgulanması ve terk edilmesi, bu ülkelerde doğan ikinci ve hatta üçüncü nesle yönelik dışlayıcı ve ayrımcı politikaların nedenlerinden biri oluyor.” diye konuştu.

Sosyal medyada yabancı düşmanlığı tırmandırılıyor

Son yıllarda medyanın ve özellikle dijital iletişimin etkisinin de bu süreçte öne çıktığını vurgulayan Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Birçok ülkede sosyal medya ağları üzerinden milliyetçi ve aşırı sağ popülist siyasi aktörler tarafından yabancı düşmanlığı tırmandırılıyor. Göçmen grupların da kendilerine karşı yönelen ayrımcılığa ve saldırılara karşı sessiz kalmayarak karşılık vermesi sonucunda dünyanın farklı bölgelerinde son dönemlerde sıkça karşılaştığımız şiddet içerikli eylemlerde artış gözlemleniyor. Tüm bu gelişmeler göçmenlere yönelik ayrımcılığı körüklerken, göçmenlerin uyum sürecini zorluyor ve yeni çatışmalara zemin hazırlıyor.” dedi.

Devletler göçmenleri yasal olarak korumalı

Göçmenlerin topluma entegrasyonunun çok katmanlı bir süreç olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu süreçte devletlerin ve hükümetlerin üzerine düşen görev hem göçmenlerin yasal olarak korunması, hem de bir arada yaşam için gerekli politikaların belirlenerek uygulanmasıdır. Bu bağlamda göçmenlerin hukuki ve yasal statülerinin belirlenmesi, ekonomik ve politik entegrasyon için gerekli altyapı çalışmalarının yürütülmesi, göçmenlerin eğitime katılımının sağlanması, barınma koşulları, dil eğitimi desteği, sağlık hizmetlerine erişim gibi birçok konu bu politikaların birer parçasıdır. Bu politikalar oluşturulurken kapsayıcılık, demokratiklik ve hak temellilik gibi evrensel ilkeler esas alınmalı. Bu süreçte yerel yönetimler ve STK’ların göçmenlerle ilgili sorunların hak ve eşitlik temelli çözümü konusunda inisiyatif almalarının sağlanması son derece olumlu sonuçlar yaratacaktır. Ayrıca devletlerin ilgili kurumlar aracıyla göçmenler özelinde yabancı düşmanlığı ile mücadele noktasında ev sahibi toplumun zihnindeki göçmenler ile ilgili yanlış ve çarpıtılmış bilgileri doğruları ile değiştirmek yönünde çaba sarf etmeleri gerekiyor. Böylece göçmenlere yönelik duygusal ve davranışsal boyutlarda da değişiklik yaratılabilir.

Sağlıklı uyum için programlar düzenlenmeli

Salgın sonrası dönemde ekonomik krizin derinleşmesiyle birlikte insanlarda ortaya çıkan güvensizlik, umutsuzluk ve hükümetlerin sosyal, ekonomik vaatlerini yerine getirememesinden doğan hayal kırıklığı gibi duyguların birçok ülkede göçmenlere yönelik yerel halkın aşırı tepkisine neden olduğunu belirten Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Göçmenler, sığınmacılar ve mültecilerle ilgili genel olarak tüm dünyada insanlarda kendi mesleklerini ellerinden aldıkları, ev fiyatlarının artmasına neden oldukları, altyapı ve sosyal hizmetlere aşırı bir yük eklenmesine sebep oldukları algısı bulunuyor. Sağlıklı uyum süreci için göçmenler ve yerel halkın katılacağı programların düzenlenmesi, göçle birlikte ortaya çıkan kültürel çeşitliliğe ilişkin yerel halka yönelik bilinçlendirme çalışmaları yapılması gibi hususlar önem arz ediyor. Devletlerin yapacağı en iyi şey göçmenler ve yerel halk için olumlu sosyo-ekonomik sonuçları elde edebilecek bir etki oluşturmaktır. O nedenle hem yerel halkın hem de göçmen birey ve toplumların talepleri dikkate alınmalı.” diye konuştu.

Göçmenlerin de yaşam hakkı var

Ülkelerin göçmenlere yönelik oluşmuş olumsuz yargıları ortadan kaldırmak amacıyla farklılıkların ve göçün olumlu imajlarını vurgulamak için iletişim ortamının yaratılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Bu noktada özellikle göçmenlerle yerel halk arasında devlet ve kamu otoriteleri tarafından desteklenen nitelikli bir iletişim stratejisinin oluşturulması önemlidir. Bunun için de hem konvansiyonel medya hem de sosyal medya mecralarında bu konuda çok ciddi bir farkındalığın, etik ilkelerin ve bir denetim mekanizmasının olması zorunludur. Her bir ülke kendi eğitim müfredatlarına çok kültürlülük ve çeşitlilik eğitimi dahil etmeli, ayrımcılıkla mücadele standartlarının geliştirilmesi, uygulanması ve izlenmesinde sivil toplum işbirliği harekete geçirilmeli. Yaşamın göçmenlerin de hakkı olduğu hususu göz önünde bulundurulmalı.” dedi.